[YER] NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE
İHTİYATİ TEDBİR TALEPLİDİR
DAVACILAR :
1- [AD SOYAD] (T.C. Kimlik No: [T.C. KİMLİK NO])
2- [AD SOYAD] (T.C. Kimlik No: [T.C. KİMLİK NO])
VEKİLİ : Av. [VEKİL AD SOYAD]
DAVALI : [AD SOYAD] – [ADRES]
KONU : Davalı adına kayıtlı [İL] İli [İLÇE] İlçesi [MAHALLE] Mah. [ADA] ada [PARSEL] parselde kayıtlı taşınmazın tapusunun iptali ile müvekkillerimiz adına tescili; tescilin mümkün olmaması hâlinde terditli olarak taşınmazın güncel değerinin tespiti ile faiziyle birlikte müvekkillerimize ödenmesi talebimizden ibarettir.
DAVA DEĞERİ : [TUTAR] TL (Bilirkişi raporundan sonra artırılmak üzere, şimdilik)
AÇIKLAMALAR :
Olayların Anlatımı :
Müvekkillerimiz kardeş olup uzun yıllardır aynı ilçede esnaflık yapmaktadır. Davalı ise müvekkillerimizden birinin damadı olup gayrimenkul alım satımı ve emlak danışmanlığı ile uğraşmaktadır.
Müvekkillerimiz, dava konusu taşınmazın alımından önce de bazı yatırımlarında davalının gayrimenkul alanındaki tecrübesinden yararlanmış; kendi adlarına veya çocukları adına aldıkları taşınmaz ve araçlarda davalıya komisyon ödemişlerdir. Müvekkillerimiz birikimleriyle taşınmaz almak amacıyla davalıdan bütçelerine uygun gayrimenkul bulmasını istemişlerdir. Davalı tarafından birbirine yakın tarihlerde dava konusu taşınmaz ile dava dışı bir başka taşınmaz bulunmuştur.
Dava konusu taşınmazın, müvekkillerden birinin oğlu adına kayıtlı bir dairenin satıcıya devri ve üzerine bir miktar para ödenmesi suretiyle (takas yoluyla) yalnızca müvekkillerimiz tarafından; dava dışı taşınmazın ise müvekkillerimiz ve davalının eşit katkısıyla üç ortak olarak alınması kararlaştırılmıştır. Taşınmazların müvekkilin oğlu tarafından davalıya verilen noter onaylı taşınmaz alım-satım vekâletnamesi ile satın alınarak dava dışı oğul adına tescil edilmesi kararlaştırılmış olmasına rağmen davalı, müvekkillerden birinin izniyle, taşınmazları müvekkillerimiz adına olmak üzere kendi adına tescil ettirmiştir. Tescilin yapıldığı kişinin aileden biri olması nedeniyle bunun bir sorun yaratmayacağı düşünülmüştür.
Dava konusu taşınmaz her ne kadar tapuda davalı adına kayıtlı ise de taşınmazın gerçek sahibi davalı değil, müvekkillerimizdir. Davalının taşınmazda hiçbir hakkı bulunmamaktadır.
Hukuki Değerlendirme :
Taraflar, aralarındaki ilişkiyi inançlı işlem hükümlerine göre kurmuşlardır. Taraflar arasındaki inanca göre nam-ı müstear olan davalı, kazandığı mülkiyet hakkı üzerinde müvekkillerimizin bilgisi ve rızası olmadan herhangi bir tasarrufta bulunamayacak; tarafların rızasıyla taşınmazın satılması hâlinde ise bedelini müvekkillerimize verecektir. İnançlı nam-ı müstear durumunda, inanç konusu şeyin inanılan tarafından inanan yararına kazanılması için inanılana verilmiş dolaylı bir temsil yetkisi mevcuttur; somut olayda inanılan davalı bu şekilde taşınmazın şeklen maliki olmuştur.
Davalının, inanılan sıfatıyla mülkiyet hakkını belli bir süre muhafaza etmesi, bu hakla ilgili tasarruflarda inananların görüşünü alması ve taşınmazın aslında kendisine ait olmadığının bilinciyle inanç sözleşmesine uygun davranması gerekmektedir. Ancak davalı, dilekçemiz ekinde sunulan belgelerden ve yazışma kayıtlarından açıkça görüldüğü üzere inanç yükümlülüğüne aykırı davranmıştır.
Taraflar arasında yazılı bir inanç sözleşmesi düzenlenmemiş olsa da, Yargıtay’ın güncel kararlarında da atıfta bulunduğu 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun güncel kararlarına göre inançlı işlemin varlığı, yazılı delil başlangıcı sayılabilecek nitelikte bir belge ile de ispat edilebilir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.05.2018 tarihli kararında; “…Bilindiği gibi; 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca inançlı işlem iddiasının yazılı belge ile kanıtlanması zorunludur. İddiasını yazılı belge ile kanıtlayamayan kimsenin 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi gereğince delil başlangıcı sayılabilecek nitelikte banka kaydı, mektup, ihtar vs. gibi bir delilin varlığı hâlinde iddiasını her türlü delil ile kanıtlamasının mümkün olacağı tartışmasızdır.” ifadelerine yer verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2020 tarihli, E. 2018/1065, K. 2020/180 sayılı kararında da; “Uygulamada, açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa bile yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı taraf elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa, inanç sözleşmesinin ‘tanık’ dâhil her türlü delil ile kanıtlanabileceği kabul edilmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 28.12.2005 tarihli ve 2005/14-677 E., 2005/774 K. sayılı kararı).” denilmiştir.
Somut olayda davalı, resmî makamlara sunduğu yazılı beyanlarla taraflar arasında inançlı bir işlem bulunduğunu ikrar etmiştir. Davalının [TARİH] tarihli şikâyet dilekçesi ([YER] Cumhuriyet Başsavcılığının [DOSYA NO] sayılı soruşturma dosyası) incelendiğinde; dava konusu taşınmazda yalnızca müvekkillerimizin payı bulunduğu, davalının herhangi bir payı ve katkısının olmadığı hususunun taraflar arasında ihtilafsız olduğu görülmektedir. Davalı aynı dilekçede, taşınmazların üçüncü bir kişiye satılacağını ve satış bedelinin müvekkillerimize verileceğini beyan etmiştir. Bu beyan, dava konusu taşınmazın gerçek malikinin kim olduğunu ispatlar niteliktedir; soruşturma dosyasının celbi hâlinde beyanlarımızın doğruluğu anlaşılacaktır.
Davalı başlangıçta her iki taşınmazın da satıldığını iddia etmiş ve müvekkillerden birine gönderdiği mesajda hangi taşınmazdan kimin ne kadar alacağı olduğunu yazmıştır. Taşınmazların satıldığını düşünen müvekkillerimiz satış bedelinin kendilerine ödenmesini defalarca sözlü olarak talep etmiş, ancak davalı herhangi bir açıklama yapmadığı gibi ödeme de yapmamış; sonrasında müvekkillerimizle muhatap olmayacağını bildiren mesajlar göndermiş ve aramalarını engellemiştir.
Tapu müdürlüğünde yapılan araştırmada ise davalının dava konusu taşınmazı kimseye devretmediği ve taşınmazın hâlen kendi adına kayıtlı olduğu; dava dışı taşınmazı ise yakın bir akrabasına gerçek değerinin çok altında bir bedelle devrettiği öğrenilmiştir. (Bu devre ilişkin müvekkillerimizin hukuki ve cezai hakları saklı olup işbu davanın konusu yapılmamıştır.) Ayrıca davalı, satıldığını iddia ettiği her iki taşınmazı da internet üzerinden, müvekkillerimize vereceğini bildirdiği bedelin birkaç katı fiyatla satılık olarak ilana koymuştur. İlanlara ilişkin ekran görüntüleri ekte olup ilgili internet sitesine müzekkere yazılarak ilan kayıtlarının celbi mümkündür.
Davalının resmî makamlara sunduğu beyanlar, müvekkillere gönderdiği mesajlar, dava dışı taşınmazı yakın akrabasına düşük bedelle devretmesi ve satıldığını iddia ettiği taşınmazı yüksek bir fiyatla hâlâ ilanda tutması birlikte değerlendirildiğinde, davalının beyanları ile eylemlerinin birbiriyle çeliştiği, iyi niyetli davranmadığı ve inanç sözleşmesine aykırı hareket ettiği açıkça görülmektedir. Taşınmazın gerçek mülkiyetinin müvekkillerimize ait olduğu ve davalının mülkiyeti inanılan sıfatıyla elinde bulundurduğu hususları mahkemenizde dinletilecek tanıklarla da ispat edilecektir.
Özetle :
- Müvekkillerimiz inanan, davalı inanılan sıfatına sahip olup taraflar arasında inançlı işlem söz konusudur,
- Davalı [TARİH] tarihli şikâyet dilekçesinde dava konusu taşınmazın mülkiyetinin kendisine değil müvekkillerimize ait olduğunu ikrar etmiştir,
- Dava konusu taşınmaz, müvekkilin oğlu adına kayıtlı bir dairenin takası karşılığında alınmış olup davalının alımda herhangi bir maddi katkısı bulunmamaktadır,
- Davalı, TMK m. 2’de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı davranmıştır,
- Davalının inanılan sıfatı zedelendiğinden, taşınmazın gerçek malikleri olan müvekkillerimiz daha fazla zarara uğramamak için taşınmazın kendi adlarına tescilini talep etmektedir.
İHTİYATİ TEDBİR TALEBİMİZ HAKKINDA :
Dava süresince dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere devredilerek müvekkillerimizin haklarının zarar görme ihtimali yüksektir. Bu nedenle dava konusu taşınmazın tapu kaydına tensiple birlikte (talebin duruşmada değerlendirilmesi hâlinde davalının taşınmazı elden çıkarma ihtimali çok yüksektir) teminatsız olarak İHTİYATİ TEDBİR şerhi konulmasını talep etmekteyiz.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 10.01.2012 tarihli, E. 2012/436, K. 2012/7 sayılı kararında; “…davacı dava dilekçesinde murisin yapmış olduğu temliki tasarrufun mirasçıdan mal kaçırmak amacı ile gerçekleştirildiğini iddia ederek temlike konu taşınmazın tapuda kayıtlı olduğu il, ilçe, ada, parsel sokak adı gibi belirgin tüm hususiyetlerini bildirerek, davalının yargılama sırasında taşınmazın üçüncü kişilere satılması, devir veya temlikinin önlenmesi bakımından tedbir kararı konulması isteğini açıklamıştır. O halde, isteğin … geçici hukuki koruma niteliğindeki ihtiyati tedbir kararı konulmasından ibaret olduğu sabittir. Esasen, davacının iddiasında haklılığını ispat konusunda tapu ve nüfus kaydı, mirasçılık belgesi, tanık beyanları, keşif, bilirkişi, yemin … gibi delillere dayanıldığı dava dilekçesiyle sabittir. Öyleyse, yerel mahkemenin ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin kararının doğru ve yasal olduğu söylenemez.” denilerek ret kararı bozulmuştur.
Davalının dava konusu taşınmazı elden çıkarması hâlinde, dava sonunda verilecek kararın icra kabiliyeti kalmayacaktır. Bu nedenle taşınmazın tapu kaydına teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep ederiz.
HUKUKİ SEBEPLER : TMK, TBK, HMK ve sair mevzuat.
HUKUKİ DELİLLER : Davalının aktif ve pasif malvarlığı kayıtları, tapu müdürlüğü kayıtları, banka hesap dökümleri, [YER] Cumhuriyet Başsavcılığının [DOSYA NO] sayılı soruşturma dosyası, dava dışı müvekkil oğlunun malvarlığı kayıtları (dava konusu taşınmazın edinim tarihinde satıcıya daire devredildiğinin tespiti amacıyla), noter onaylı taşınmaz alım-satım vekâletnamesi ve azilnamesi, ilan kayıtları, mesajlaşma kayıtları, bilirkişi incelemesi, tanık, yemin, Yargıtay kararları, doktrin ve sair her türlü yasal delil (karşı tarafın delillerine karşı delil sunma hakkımız saklıdır).
SONUÇ VE TALEP : Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle, fazlaya ilişkin hak ve alacaklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik;
- Öncelikle dava konusu taşınmazın üçüncü kişilere devrini önleyecek şekilde teminatsız olarak İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA,
- Davamızın KABULÜ ile davalı adına olan tapu kaydının İPTALİNE ve dava konusu taşınmazın müvekkillerimiz adına 1/2’şer oranda, takyidatlardan ari olarak TESCİLİNE,
- Tescilin mümkün olmaması hâlinde, terditli olarak yargılamaya devam edilerek taşınmazın güncel değerinin hesaplatılmasına ve bu bedelin [TARİH] tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte müvekkillerimize ödenmesine,
- Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine
karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. [TARİH]
Davacılar Vekili
Av. [VEKİL AD SOYAD]
EKLER :
- Soruşturma dosyasındaki şikâyet dilekçesi
- İlan kayıtlarına ilişkin ekran görüntüleri
- Davalı ile müvekkillerin mesajlaşma kayıtları
- e-Devlet vekâletname sorgu ekranı
- Vekâletname